21 Aralık 2016 Çarşamba

ANAYASAYI,EYLEMLİ OLARAK ANAYASAYA AYKIRI UYGULAMALARI, REİS7İN TEK BAŞINA MUKTEDİR OLMASI AMAÇLARINA UYARLAMA ÇABALARI, ERDOĞAN-BAHÇELİ İTTİFAKI İLE TBMM GÜNDEMİNE GETİRİLMİŞ BULUNMAKTA. DÜN DEDİKLERİNİN,HEMEN ERTESİ GÜNÜ TAM TERSİNİ "VATAN-MİLLET-SAKARYA PALAVRALARI" EŞLİĞİNDE YAPABİLME BECERİSİNİ GÖSTEREN TİPİK BİR ÖRNEĞİ, ÖZGÜR MUMCU'NUN KALEMİNDEN SİZLERLE PAYLAŞMAK İSTEDİM. 12 EYLÜL 2010 ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ İLE, YARGIYI, O ZAMANLARIN KANKASI OLAN VE ŞİMDİLER NE KADAR KÖTÜ NİTELEME VAR İSE, O NİTELEMELER İLE ADLANDIRILAN FETÖ'NÜN EMRİNE VERENLER, BU KEZ DE,YENİ BİR ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ İLE YARGIYI, YASAMAYI, YÜRÜTMEYİ REİSİN EMRİNE VERMEYE KALKIŞIYORLAR. 12 EYLÜL 2010 DEĞİŞİKLİĞİ İLE, GÜNÜMÜZDEKİ ANAYASA DEĞİŞİKLİK ÖNERİSİ ARASINDA TEK FARK, BU KEZ FETÖ'NÜN YERİNİ BAHÇELİ'NİN ALMASIDIR. 12 EYLÜL 2010'DAN ÖTÜRÜ ULUSTAN VE TANRIDAN BAĞIŞLANMA DİLEYENLERİN, 2017'DEKİ ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİNDEN ÖTÜRÜ DE AYNI YAKINMA İÇİNE SÜRÜKLENECEKLERİNDEN KUŞKUM BULUNMAMAKTA.OLAN İSE, HALKA VE GÜZEL VE YALNIZ ÜLKEME OLMAKTA. DİLERİM YANILIRIM VE "DEMOKRATİK, LAİK, SOSYAL HUKUK DEVLETİ OLARAK TANIMLANAN TÜRKİYE CUMHURİYETİ TABUTUNUN SON ÇİVİSİ OLMAZ BU DEĞİŞİKLİK ÖNERİSİ...


Özgür Mumcu – Cumhuriyet,17.12.2016

BAHÇELİ”NİN SAATİ

“Recep Tayyip Erdoğan, aslında Türk tipi değil ‘Tayyip tipi’ başkanlık hayallerik urmaktadır. Bütün yetkilerin kendisinde toplandığı, yargının kendisinebağlandığı, yasama organı Meclis’in kendi kontrolüne sokulduğu, denge, denetim ve fren sistemi olmayan, tek adam diktatörlüğü, tahtsız ve taçsız sultanlık peşinde koşmaktadır. 

Bugünkü şartlarda bu cümleleri yazsam elim titrerdi. İşin sonunda birçokları gibi tutuklanmak var. İyi ki bu açıklama bana değil Sayın Devlet Bahçeli’ye ait. Çok değil geçen sene söylemiş. Artık günahı boynuna.  Hele şunları yazsaydım herhalde daha gün bitmeden hakkımda soruşturma başlatılmıştı: 
Beştepe hanedanı ve AKP yönetimi aile boyu rüşvet ve yolsuzluk çamuruna batmıştır. 17-25 Aralık yolsuzluk dosyalarının bir daha açılmamak üzere kapatılması; bu rüşvet, hırsızlık ve yolsuzluk çarkının döndürülebilmesi, Tayyip Erdoğan’ın bütün yetkileri elinde toplayarak diktatörlüğünü ilan etmesine bağlıdır. Yeni anayasayla başkanlık sistemine geçilmesi bunun için istenmektedir. Recep Tayyip Erdoğan tipi Başkanlık sistemi; Türkiye’nin bölünmesinin reçetesidir. Demokrasinin idam fermanıdır. 

Bereket bunları da ben yazmadım. Devlet Bahçeli söyledi. 
Bugün AKP ve MHP’nin üzerinde uzlaştığı anayasa teklifine bakıyoruz. Aynen Sayın Bahçeli’nin öngördüğü üzere Başkan yargıyı kendine bağlıyor, Meclis’i kendi kontrolü altına sokuyor. Denge, denetim ve fren sistemi ara ki bulasın. MHP’nin Anayasa Komisyonu üyesi de vaziyetin farkında olsa gerek, anayasa hakkında yaptığı şahane açıklamada şunları söylüyor: 
Boğaçhanın adının boğaya bir yumruk atmasının ardından verilmesi gibi sistem adını kendisi koyacak.  MHP, “Tayyip tipi başkanlık” tanımlamasından “Boğaçhan tipi başkanlık” tanımlamasına geçmiş. Gerçi AKP’deki “MHP bize oyun mu oynuyor” kaygıları azaldı azalmasına. Ama Boğaçhan örneği biraz talihsiz olmuş. Neticede Dirse Han’ın oğlu boğayı öldürerek Boğaçhan adını alır. Orası doğru. Babası da ona beylik ve taht verir. Orası da doğru. Gelgelelim, sonradan Dirse Han, oğlu Boğaçhan’ı iki defa öldürmeye de kalkar. 

Her neyse. Başkanlık rejimi bile denemeyecek bir şahıs rejimi getiriliyor. Anlaşıldığı kadarıyla MHP’nin bu rejim değişikliğine verdiği desteğin ana gerekçesi şu: “AKP, HDP’yle anlaşıp başkanlık getirecekti ve ülkeyi bölecekti. Şimdi bizim çizgimize geldi, o zaman başkanlığı bizimle anlaşıp versin. 

Daha düne kadar ülkeyi böleceğini söylediği birine yasama, yürütme ve yargıyı teslim etmekten çekinmeyecek bir gözü karalık. Seçim meydanlarında defalarca söylediklerinin tam aksini yapmayı içine sindirebilecek bir acelecilik.  Merak ediyorum, acaba daha önce “demokrasinin idam fermanı” dediği başkanlığa ne karşılığı onay vermekte?  Bahçeli, Can Dündar’la yaptığı röportajda, bürosundaki saatin pilini akreple yelkovan hep 17.25’i göstersin diye çıkardığını söylemişti. Sonra da eklemişti: “Buradan da anlayabilirsiniz ki biz, 17 ve 25 Aralık’ın hesabının sorulması vaadimizden asla geri adım atmayız.” 

Acaba bugün masasındaki o saatin pili takıldı mı? Yoksa tıkır tıkır işliyor mu o saat?  Buna da bir zahmet başkanlık, rüşvet, hırsızlık ve yolsuzluk çarkının döndürülebilmesi” için isteniyor diyen Sayın Bahçeli cevap versin. 


Soru basit. O saat kaçı gösteriyor Devlet Bey?

19 Aralık 2016 Pazartesi

ÖDENEMEYEN


Ey benim halkım!
Ey benim eli açık, gözü kapalım.
Yüreği açık, dili bağlım
Ey benim en güzelim!
Ey benim en çirkinim!


Yiyemedin, yedirdin
İçemedin, içirdin
Giyemedin, giydirdin
Okuyamadın, okuttun
Kendin üşüdün yağmurda, karda
Ama beni korudun.


Varından değil, yoğundan verdin
Az az değil, çoğundan verdin.
Ah ne az, ne az aldın
Ama çok, ne çok verdin
En az aldın, en çok verdin,
Almadan vermek sana özgü.


Utanırım aldıklarım demeye,
Gücüm yetmez borcum ödemeye.
Bende hakkın çoktur halkım,
Değil böyle bir Aziz,
Bin Azizler olsa yetmez
Aldığını vermeye.
Utanırım hakkını helâl et demeye,
Dünya durdurkça durasın halkım...


   Aziz Nesin
( 1915  - 1995 )
ÖDENEMEYEN
  Ey benim halkım! Ey benim eli açık, gözü kapalım. Yüreği açık, dili bağlım Ey benim en güzelim! Ey benim en çirkinim! Yiyemedin, yedirdin İçemedin, içirdin Giyemedin, giydirdin Okuyamadın, okuttun Kendin üşüdün yağmurda, karda Ama beni korudun. Varından değil, yoğundan verdin Az az değil, çoğundan verdin. Ah ne az, ne az aldın Ama çok, ne çok verdin En az aldın, en çok verdin, Almadan vermek sana özgü. Utanırım aldıklarım demeye, Gücüm yetmez borcum ödemeye. Bende hakkın çoktur halkım, Değil böyle bir Aziz, Bin Azizler olsa yetmez Aldığını vermeye. Utanırım hakkını helâl et demeye, Dünya durdurkça durasın halkım...
Aziz Nesin ( 1915 - 1995 )

17 Aralık 2016 Cumartesi

YÖK'te disiplin cezaları yağdırma konusunda en şahin üyelerden olan ve sözde kendisini hukukçu olarak tanımlayan Atar'ın FETÖ'cü olarak suçlanmasına karşın, YÖK üyeliğini sürdürmesi ve Türkiye Manas Üniverstesi Müteve lli Heyeti Üyeliğine atanması, buna karşın ise, Asya Bank'tan maaşını alıyordun, kredi alıyorsun diyerek,bylock kullanıyorsun diyerek binlerce kişinin mesleklerinden,işinden,aşından yoksun kılınması ilginç olmanın ötesinde, suçluların ittifakı anlamı taşımıyor mu? On yıldan fazla süredir üye,başkan vekili,başkan olarak görev yapan Saraç'ı nereye yerleştireceğiz? Bunlar aynı takımın oyuncuları değil mi? YÖK cellatlığının Ocak 2015 AYM kararı sonrasında yükseköğretim kurumu çalışanlarına karşı işlettiği disiplin giyotininin tümü ile geçersizliğine karar verildi. Fetöcü diye tanımlanan Atar adlı hkukçular, Saraçlar vbleri şimdi bu karardan sonra, korsan organ üyesi olarak görev yaptıklarından, onca uyarılarıma karşın bunu sürdürmekten vicdan azabı yanısıra utanç da duyuyorlar mı ve istifa etmeyi düşünmüyorlar mı,acaba ? Bunlardan böyle bir erdemli davranış beklemek fazla hayalperestlik olarak nitelenmez mi?

14 Aralık 2016 Çarşamba

Değerli Paydaşlarım, 10 Aralık 2016,Cumartesi günü, Besnililerin bir araya  geldiği bir toplantıda İstanbul-Şişli’de, BEV Merkezinde idim. Bizler de hem telefonlarımıza gelen iletilerden ve hem de ardı ardına gidip-gelen can kurtaranlardan ötürü bilgilendik, 44 canımızı alan ve yüzü aşkın insanımızın yaralanmasına neden olan bombalı-canlı bombalı saldırılardan. Evrensel İnsan Hakları  Günü’nde yaşadığımız bu insan kırımı, öncelikle en dokunulmaz olan insanın yaşamdan kopartılmasına neden oldu. Saldırı sonrasında gerek bu saldırıyı/insan kırımını üstlenen TKA ve gerekse kimi kendini ve aklını yitirmiş devlet görevlilerinin büyük bir sorumsuzluk ile intikam çağrılarının tanıklığını yaptık. İki Cumhuriyet yazarı, Aydın Engin TAK’a, Tayfun Atay ise,aklını yitirmişçesine intikam çağrısı yapanlara yönelik iki yazı yazdılar. Bu iki yazı, akla çağrı anlamını taşımaktadır. Okumanızı ve yargılarınızı bu süzgeçlerden geçirmenizin yararlı olacağını düşünmekteyim. Bir daha ne şehitler için ağıt yakmak,ne yaralılar için şifalar dilemek ve ne de tabutlar başında içerikten ve içtenlikten yoksun, birbirini yineleyen söylevler dinlemeye gerek kalmaz umutlarımla.14.12.2016

Aydın Engin-Cumhuriyet,14.12.2016
Anlat bakalım TAK!..
Üç gün önce, cumartesi akşamı, İstanbul’da Dolmabahçe Stadı’nın bitişiğinde, maç sonrası kalabalığı yeni dağılmışken, artık toparlanıp gitmek üzere otobüslerine binen ya da binmeye hazırlanan çevik kuvvet polislerini hedef alan bombalı bir saldırıgerçekleştirdiniz. 44 yurttaş orada can verdi. 37’si polis memuru, 7’si de sivil. 150’yi aşkın yurttaşı da yaraladınız. Kimileri ağır yaralı; kimileri yaşam boyu sakat kalacağı yaralar aldı. 

Örgütünüzün adı TAK. Bu bir kısaltma. Açılmışı: Teyrenbaze Azadiya Kürdistan.Türkçesi: Kürdistan Özgürlük Şahinleri.  Örgütünüzün ne olduğu, ne olmadığı üstüne binbir türlü söylenti var. Kimileri sizi PKK’nin üstlenmek istemeyeceği ama destekleyeceği eylemleri yaptırttığı bir “alt-örgüt” olarak tanımlıyor; kimileri PKK’yi “yumuşak” bulup ondan kopanların kurduğu ve şiddeti alabildiğine tırmandırmaktan öte eylem biçimi tanımayan, bilmeyen bir örgütlenme olduğunuzu söylüyor.

Bu ayrıntılar bu yazının konusu değil. Eski eylem sabıkalarınızı da sayıp dökecek değilim. Sadece Dolmabahçe Stadı’nın dibinde patlattığınız bombalı araçlı son “eylem”inizden söz ediyorum.  Saldırıdan bir gün sonra “eylemi” üstlendiniz. Üstlenirken bir de açıklama yayımladınız. Bir savcının “Teröristlerin dolaylı propagandasını yapıyorsun”diye akıllara seza bir sonuç çıkarıp soruşturma açması ihtimali nedeniyle buraya alıntılamıyorum. İsteyen internette kolayca bulup okuyabileceği bir açıklamanızda istedikleriniz belli.  Anlaşılan kendinizi siyasal amaç ve hedefleri olan bir örgüt olarak tanımlıyorsunuz. Hedeflerinizi de sıralamışsınız:
Öcalan’ın salıverilmesini istiyorsunuz.  Bunun için ne yaptınız?  Dolmabahçe Stadı’nın dibinde maç sonrası bombalı araç patlatıp 44 yurttaşın canını aldınız ve 150’yi aşkın yurttaşı yaraladınız. 

Devletin Kürt illerinde uyguladığı ahlak ve akıl dışı askeri yöntemlerden dolayı Türkiye’de rahat bir yaşam sürdürülmesine engel olmak istiyorsunuz?  Bunun için ne yaptınız?  Maç çıkışı Dolmabahçe Stadı’nın dibinde bombalı araç patlatıp 44 yurttaşın canını aldınız ve 150’yi aşkın yurttaşı yaraladınız. 

Türkiye Halklarının bu faşizme artık dur demesi gerektiği”ni öneriyorsunuz?  Bunun için ne yaptınız? Maç çıkışı Dolmabahçe Stadı’nın dibinde bombalı araç patlatıp 44 yurttaşın canını aldınız ve 150’yi aşkın yurttaşı yaraladınız.
***
Şimdi son eyleminizdeki hedeflerinize ve sonuçlarına bakıp bir cevap verin. Bana değil kendinize cevap verin. 

BirÖcalan’ın serbest bırakılmasını istemişsiniz.  AKP iktidarı “Aman bu TAK canımıza okuyacak. Hemen Öcalan’ı serbest bırakmalıyız” mı dedi? Der mi? Yoksa hedefinizle eyleminiz arasında saçmalık sınırında bir zıtlık mı var? 

İki: “Türkiye halklarının bu faşizme artık dur demesi gerektiği”ni önermişsiniz.  Dolmabahçe’deki “eylem”inizden sonra Türkiye halkları silkinip, toparlanıp “AKP’nin bu faşizan gidişine artık dur deme zamanımız geldi” filan mı dedi? Yoksa “Teröre karşı sadece askeri  yöntemler öneren AKP haklı olabilir. Bu iş başka türlü çözülmez. Hukuk mukuk palavra. İdam, idam...” diyen zihniyet kol gezmeye mi başladı? 

Üç: Bu hafta AKP’nin faşizan gidişinin, oligarşik bir sisteme tırmanışının simgesi olan “cumhurbaşkanlığı” kılıflı başkanlık sistemi’nin ülkeye nasıl bir demokratik felaket getireceğini tartışacaktık. O konu artık ve sayenizde gölgelendi.  Erdoğangillerin ekmeğine yağ sürdünüz; konumlarını pekiştirdiniz; AKP’ye “Allah’ın lütfu” bir hizmet sundunuz. 

Sonuçları bu olan ve sadece bu olan “eylem”inizle hâlâ ve yine övünecek misiniz?  Yoksa (pek umudum yok ama) külahınızı önünüze koyup “Biz kime hizmet ediyoruz” sorusuna cevap mı arayacaksınız?..

Tayfun Atay-Cumhuriyet, 14.12.2016
İntikam lâfzı devletin vasfına uymaz

İntikam, “karşılıklılık” (“reciprocity”) prensibi temelinde insanlar ve topluluklar arasında gerçekleşen bir eylemdir. Ve “karşılıklılık”, birbirine eşit sayılan taraflar arasında söz konusudur.  İntikam, normatif bir siyasal düzenin, yani bir hukuk ve yargı (adalet) sisteminin namevcut olduğu, daha özlü ve somut ifadesiyle “devlet”in olmadığı yerde kendini gösteren “primitif” bir adalet seçeneğidir.

İntikam, tarihsel süreçte aileler veya akraba grupları arasında belirmenin ötesinde, bir siyasal örgütlenme biçimi olarak kabile- aşiret yapılarında karşımıza çıkan bir olgudur. “Kan davası”, bu tip toplumsal-politik örgütlenmelerde intikamın “töre” kılınmış karşılığıdır. Ve devlet siyasal örgütlenmelerinde hukuk ne ise, cemaat, kabile, aşiret örgütlenmelerinde “töre” odur.

O yüzden hem bu coğrafyada, hem de bize komşu coğrafyalarda akraba gruplarında, köy cemaatlerinde, kabile-aşiret toplumsallıklarında bu “töre”nin yerleşikliğini ortadan kaldırmak, öncelikle devletlerin boynuna borçtur.

Devlet töreyi, kan davasını aşmaya ve onlarla ilişkili bir adalet seçeneği olarak intikamla da (sarmaş dolaş olmaya değil) başa çıkmaya, hükmettiği topraklarda yaşayanlar arasında yaygın intikamcı hesaplaşmaları gidermeye çalışır.

Aksi takdirde devlet, devlet olmaz.

Aynı şekilde, bir devletin ülke sınırları içinde bir terör eylemi karşısında en üst düzey yetkili ağızlarından “intikam” lafzını kullanması, sonrasında da bu lafzın tahrikiyle yine resmi görevlilerce gerçekleştirilen bir takım “intikamcı”operasyonlar… Bunlar da o devletin devlet olma vasfını zedeler. Onu terör örgütü ile muhatap, eşit ve “karşılıklılık” içinde bir duruma getirir.

37’si polis, 7’si sivil, toplam 44 yurttaşın hayatını kaybettiği kanlı terör eylemi karşısında devletin takındığı tavır, “intikam” kavram ve pratiği üzerine yukarıdaki siyasal-sosyolojik açıklama çerçevesinden bakıldığında bir güçlülüğe değil zafiyete işaret eder.

Olay korkunçtur ve toplumun, halkın, insanların soğukkanlılığını kaybetmesini de, acıyı öfkeye kanalize etmesini de, intikamcı bir söylem, tutum ve tavra savrulmasını da anlayabilirsiniz.
Ama devletin tam da bu intikamcı motivasyonun dışında ve üzerinde akli, adli, hukuki bir vakar içinde olmasını beklerken, neredeyse toplumu sollayan bir intikamcı söylem ve pratiğe teslim olmasını anlamak mümkün değildir. Aksine devlet adına kaygıya kapılmak kaçınılmazdır.
Kanlı saldırıların ardından ulusal hassasiyetin çok daha tehlikeli gelişmelere yol açacak şekilde doruğa çıktığı bir atmosferde, terörün failleri yakalanmamışken HDP teşkilatlarına baskınlar, yöneticilerine gözaltılar.İl binalarının duvarına “Geldik, yoktunuz. Yine geleceğiz!” yazmalar…  İnsanları şöyle ya da böyle tweet attı diye gözaltına almalar… TAK’ın yaptıklarının öcünü HDP’den, Cem Mumcu’dan, ondan bundan almalar…

Bunlar bir “devlet”ten beklenecek davranışlar değildir. Olsa olsa birbiriyle kan davasına tutuşmuş iki “eşit” topluluktan, bir üyesini kaybetmiş olanın hiç ayırt etmeksizin diğer topluluğun üyelerini ya da ona üye saydıklarını ve sandıklarını intikam için hedef yapmasını hatırlatan bir görüntüdür bu.

Böyle yaparsanız terörü zayıflatmaz aksine güçlendirir; terör örgütünün de ağzının payını vermek bir yana, aksine onu payelendirmiş olursunuz. Devlet, intikam almaz, intikamı yok eder, etmeye çalışır.
Ayrıca devlet, güçlüyse eğer, sağlam ve sağlıklı bir mide gibidir, onu hiç hissetmezsiniz.
Ama bir devlet, sakinliğini, soğukkanlılığını, rasyonalitesini kaybedip intikam duygusuyla davrandıkça da mide ağrısından kıvrandıkça kıvranırsınız.


Prof.Dr.Mustafa Altıntaş
Büklüm Cad.Divan Apt.36/2
Kavaklıdere / Ankara

Aşağıdaki başvuru belgesi, “Barış İçin Akademisyenler Grubu”nca yayımlanan “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisine imza atan meslektaşlarıma, Cumhurbaşkanı RTE’ın hakaret ve suçlamalarına karşı dava açan Prof.Dr.Baskın Oran’ın tazminat davasına, davacı yanında katılma amacı ile kaleme alınmıştır. Ancak, bu türden davalara,davacı yanında katılmanın olamayacağı üzerine Mahkeme Yargıçlığına verilememiştir. Sonuçsuz kalan bu girişimimin belgeliklerim arasında yer almasına dönük olarak,bu metni sizlerle paylaşıyorum.
13 Aralık 2016 günlü duruşmada,ben de Baskın Oran ile birlikteydim. Yargıç, gerekçesini sonra açıklamak üzere, davayı red etti. İşin ilginç olan yanı, “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı barışa çağrı metnini, ‘düşünceyi açıklama” olarak değil de, suç belgesi olarak ağır saldırı konusu kılan Cumhurbaşkanının sözlerini, avukatının “düşünceyi açıklama”olarak değerlendirmesi olmuştur. Yargıcın vardığı sonucun yansız ve bağımsız yargının yokluğunun ne denli olumsuz sonuçlara kaynaklık edeceğinin yakın tanığı oldum. Yansız ve bağımsız(!) yargıcın yerinde olmak istemezdim.

ANKARA 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ YARGIÇLIĞINA

10252465274 T.C. Yurttaşlık numaramdır.21 Haziran 1946 doğumlu olup, yetmiş birinci yaşımın da içindeyim. 1969 başladığım akademik mesleğimi, 44 yıllık hizmet sonrasında, 21 Haziran 2013 yılında tamamlayarak emekli oldum. Bu süre içinde yüksekokul müdürlüğü,anabilim dalı başkanlığı,bölüm başkanlığı, fakülte dekanlığı, fakülte kurulu ve fakülte yönetim kurulu üyeliği, üniversite senatosu ile üniversite yönetim kurulu üyeliklerini onurla taşıdım. Bunun yanı sıra, Başbakanlık Danışmanlığı, Ankara-Çankaya Belediye Başkan Yardımcılığı, Başbakanlık İnsan Hakları Yüksek Danışma Kurulu üyeliklerinde görev yaptım.Adana,Muğla,Ankara,Sivas Üniversitelerinde binlerce öğrencinin yetişmesinde, yaşama donanımlı katılmalarında katkılarım oldu, sorumluluklar üstlendim. Yalnız lisans değil, lisansüstü programlarda, akademik unvan yükseltme jürilerinde, günümüzde görevlerini sürdüren çok sayıda akademik personelin değerlendirilmesinde sorumluluk taşıdım ve taşımaktayım. Halen de YÖK-Yüksek Disiplin Kurulu üyesi olarak, Eğitim-Sen’i temsil etmekteyim. Sözün  özü, kendime, topluma ve ülkeme karşı görev ve sorumluluklarımı hakkınca yerine getirdiğime ve getirmekte olduğuma inanan ve bu inançla kıvanç duyan bir “yurttaşım”.

Bu bilinç ve kıvançla; Recep Tayip Erdoğan’ın başbakan ve şimdiler cumhurbaşkanı sıfatını taşıyan biri olarak, benim de içinde bulunduğum toplumun onuru ve yüzakı aydınları hakkında “alçak, zalim, cahil, tiksinti verici, vatan haini, lümpen, terör örgütünün maşası, ahlaksız güruh, mandacı artığı, ruhu kirlenmiş, kapkaranlık aydın müsvetteleri” sıfatlarını ve nitelemelerini ard-arda sıralamasından büyük bir üzüntü ve utanç duydum ve duymayı da sürdürmekteyim. Bu türden niteleme ve sıfatlamaları şiddetle ret etmeyi özüme saygımın gereği sayarım.

Bütün bu nedenlerle; meslektaşı olmaktan onur duyduğum Prof.Dr.Baskın ORAN’ın, bu niteleme ve sıfatlamaların sahibi olan Recep Tayyip Erdoğan hakkında açtığı davaya, davacı yanında müdahil  olmak istiyorum. İsteğimin değerlendirilerek, davacı yanında davaya katılmama izin verilmesini sunarım.


Saygılarımla. 13.12.2016                                                                         Prof.Dr.Mustafa Altıntaş

10 Aralık 2016 Cumartesi

29 insanımızı yaşamdan kopartan,166 insanımızın yaralanmasına neden olan saldırı sırasında İstanbul-Mecidiyeköy'de Besni Eğitim Vakfı'nda hemşerilerimle birlikte idim.Sözün bittiği noktadayız. Ülkemizin teröristlerin cirit attığı, insanımızın teröre kurban edilmesinin sürmesinden sorumluluk taşıyanları kınıyor ve beklenmez ama, istifa sorumluluklarını anımsatmak isterim.OHAL koşullarında bu nasıl istihbarat? Neden önleyici önlem alınmıyor ve neden almayanlar hala görevlerinin başında?Kimilerinin ikbal ve istikballeri uğruna yaşamdan kopartılanlar için cenaze töreni düzenlemenin ötesinde yapılması gerekenlerin bulunduğunu düşünmekteyim.Ülkemizi kan gölüne dönüştürenlere lanet olsun.